.uyuyorum saatler boyu. uyandığımda yeniden uykuya gideceğim hissini taşıyorum. bedenim, ruhum, zihnim yorulmuş, ama bir o kadar da olağan geliyor bu durum. aylardır biriken zehirler bir anda hücum ettiler sanki ve yatağa uzandığım anda rüyalarda, anlarda her biri boşalmaya başladı. çok garip ve uzun bir gündü en son geçen 2 yoğun haftadan sonra. ilişkiler-iletişimler-yargılar-sorgular hepsi üzerimden geçti, bazen de ben hiç dokunmadan arkalarından dolanıp uzaklaştım. şimdiyse bu uyku ve rüyaların bulunduğu belirsizlik düzleminden uçarcasına bambaşka bir yola doğru gitmenin dinginliği çöktü üzerime. harika…
Gerçekten de müjdemizi isteriz. Musicalife bize der ki: 21 Eylül günü, pek sevdiğimiz grup Beirut, İstanbul’da, Kuruçeşme Arena’da olacak!
Tarihi hemen bir yerlere not edelim, sonra da güzel şarkılar dinleyerek bekleyelim.
.her gün yanından geçtiğim tanımsız bir alandı gezi parkı. son 7 senedir hep karşı yakasından taşkışla’ya, taşkışla’dan taksim’e yürüdüm, park hiç davet etmedi. bu pazar mekanı tanıdım ilk defa, kullanabileceğine inandım. biraz da çözümlemeye gittim.
neden kullanmıyoruz?
davet etmediği doğru. ama sadece herkes için mimarlık derneği gibi bir şenlik çağrısı yapılmasının bile mekana insanları ne kadar çekebildiğini gördüm ki demek bazen daveti mekan yapmıyorsa biraz da biz çaba sarf etmeliyiz.

eleştirdiğimiz kadar çözüm üretebilir miyiz?
yanlış yapılanlar ve buna karşı söylenen sözler, yazılar çuval dolusu, ama hareket eden nerdeyse yok. taksim projesini oturduğumuz yerden tartışırken yine kendimizi başka bir yere koyuyormuşuz gibi geliyor. oysa sadece yıkımı söz konusu olan gezi parkını bize eğitimimizde sunulan objektiflerle bakmadan, kullanabilme potansiyelini keşfetsek tıpkı saf zihniyle sorular soran bir çocuk gibi.

sözde fonksiyonlar yaratmak mı, mekansal kullanımı sağlamak mı?
mimarlar, şehirciler, peyzaj mimarları, endüstriyel tasarımcılar, kısaca tasarım disiplininden gelen öğrenciler, akademisyenler ve piyasada çalışanlar olarak, hep çizeriz, modelleriz, araziye gider analiz yaparız, fotoğraf çekeriz ve öngörülerimizle biçimlendiririz mekanı(ya da bu öngörüler kağıt üzerinde kalır ve mekan hala kullanılmamktadır) ama mekanı keşfetmek, zaman içindeki dönüşümlerini izlemek için genelde vaktimiz olmaz. sürekli geçip gittiğimiz gezi parkı ise bu kullanımları yaratabilme şansımız olan bir konumda. ne kadar basit oysa, geçip gitmeyip durduğumuzda kavramaya başlarız bu dinamiği. mekansal sınırlar, kısıtlılıklar, koşullar itse bile, insanlar, sesler, hareket orayı yaşayan bir yer haline getirebilir.
fotoğraflar çok daha fazlasını anlatıyor sanırım. bu noktada bağırıp çağırmak değil belki de sadece farkındalık yaratmak ve farkında olmak gerek.




fotoğraflar: herkes için mimarlık derneği, begüm erenler
.öylesine saf ve duyarlı bir dokunuştur ki hem sebebi hem sonucu, işte o zaman insanın içinden akıp gelir duygular. dokunmak, dokunulmak müthiş bir şey, tarif etmesi, kelimelerle hislerini aktarması öyle de zor ki. bazen nefestir sadece bedenler arasında kalan, eller araç sadece. dokunuşlar bir olma halini getirir. kişi’ler kalmaz, tenler farklıdır belki ama çoğul eklerden sıyrılır bir anda. sesler, sessizlik, bedenler, nefesler, ruhlar yaklaşır, yok olur, var olur.
.her şey birbirine karışır, alt-üst olur bazen de. zihin karışır, ilişkiler, duygular dalgalanır. öfke, sevgi, umut, panik, hüsran, kırıklık hepsi içiçe, yanyana gelir-gider dönüşür….kendiyle savaşan benlik başka savaşçılarla karşılaşır, birbirine tutunur, tutulur, vurulur, her şey daha da karışır. sen-ben yok olur yine, kaçılamayan benlikler birlikte/apayrı devinir durur. o derin okyanus içinde alt-üst olan dünya dinginleşir, fırtına gelir, suyun yüzeyi gibi altı da devinir…yüzeye çıkar, akış başlar…
.bugün dokunmak, dokunulmak, nefeslerle hissetmek, beden kadar ruhları duyumsamak öyle iyi geldi ki, sözlerden daha iyileştirici ve yüzleştirici oldular benim için. dinginlikle zihnimdeki, gönlümdeki, ruhumdaki karmaşayı gördüm başka başka bedenlerde. yansıttığımı izledim ya da belki de sadece.
grizine.com, Altın Örümcek web ödülleri yarışmasında BLOG kategorisinde finale kaldı. Altın Örümcek’in Facebook uygulamasında da Halk Oylaması başladı. Destek verirseniz çok seviniriz.
Mekanik şöyle:
Şuradaki linke gidiyorsunuz.
Oylamaya başlaya tıklıyorsunuz.
Kategorilerden BLOG’u seçiyorsunuz.
Sonra 5 finalistten, mümkünse bizi seçiyorsunuz. Devam‘a tıklıyorsunuz.
Oylama işleminden eminseniz, Evet diyorsunuz.
Budur!
.son zamanlardaki zıpçıktılığımın,oradan oraya koşturmamın bir açıklamasını mı arıyorum? hayır ama fark ediyorum. hayatta olmanın verdiği keyif, enerjimi hissediyor olmak, puslu güneş, lodos, nem, egzos ve her boktanlığına rağmen istanbul’da varlığımı sağlamak için acemice bir denge arayışı. derken derken, hepsi de aslında elimde olanlardan çok yitirdiklerime varıyorum. eksilttiklerim, bende olmayanlar değil, bende olup da dokunamadığım birkaç can. bir abi, bir abi daha sonra kalmadılar. zor oluyormuş, yitirmek başkaymış. ayrılıklar değil, onlardan ben anlamadım zaten, yaşamadım da ayrılık. temassızlık başkaymış, cansızlık bambaşka. nefes almadan geçirdiğimiz an yok gibi, ama nefes aldığımızı fark ettiğimiz anlar ne kadar…sevdiğimiz insanlar zilyonlarca belki ama benim her daim kalbimi sıkıştıran, kelimelerime dokunan, derinden derinden ağlatan bir can var belki birkaç. sevdiklerimin yanında o canları ayrı bir yere koyuyorum.
onat abiden birkaç satıra rastladım, her an depreşen bir diğer can için olsun bu geceden.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım
Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için.Onat Kutlar
.hayatım steril, standart ve alışılmış bir yolda ilerlemiyor. tamamen kendi seçimlerim doğrultusunda bu gidiş.belki de dışardan göründüğü kadar mutlu değilim, sanıldığı kadar da yitik.hissediğim gibi davrandığım, bazen de hissedemediğim için davranmadığım için yargılandığımı seziyorum.anlaşılmak değil derdim, sadece kendi alanıma biraz saygı.
kelimeleri yutuyordum, artık kusuyorum. sonra sadece susuyorum.geride bıraktıklarım değil yanımda olanlarla var oluyorum.yaşadıklarım beni besliyor ama zincirlerle bağlamıyor.görünmez duvarların içinden akıp gidiyor bedenim sanki. ruhumu kaybedip tekrar bulduğum anların mucizevi huzurunu duyumsuyorum her yanımda. hislerimi ses vermese de bazı bazı, kendimle durup sessizliğini, tepkisizliğini kabul ediyorum. evet ben normal olduğumu iddia etmiyorum, bu normlara karşı yaşayışımı sürdürürken fedakarlık etmeye, kaybetmeye hazırım. delirdikçe açılıyorum, açıldıkça deliriyorum, kabullenişler ardı ardına geliyor.
.yer değiştirmeler, konuşmalar, hareketler, duygusal dalgalanmalar, hepsi tutulamaz bir hızda akıyor. yetişebiliyor muyum, içinde miyim, dışında mıyım, yüzeyde miyim, derinlerde miyim; ayırt edemez hale geliyorum bazı bazı. sanki duran benim, zemin kayıyor altımdan üstümden, içimden. zamanın içinden geçiyorum sanıyorum, ama zaman yok oluyor, mekan kalıyor ya da sadece yanılsamalar.
.insan yüzleri, sesleri, mimikleri, kelimeleri arasında zihnimin salınımlarını, bedenimin duramamazlığı, içime sığamamazlık derken başka bir boyuta geçmişim gibi oluyor. durmak istiyor muyum gerçekten, ihtiyacım var mı? kaçırdıklarım kadar, kaçtıklarımla yüzleşmeler başlıyor, bitmiyor. ardı arkasına geliyor, nefesimi kesiyor bütün bu hız, ama yine de devam. bu zamanda belki de bu şekilde hayata tutunuyorumdur. o dip ile tepe noktası arasındaki salınımdır hissetmemi sağlayan ve tam olarak da ihtiyacım olan kaosun ortasına düşmüşümdür belki…
durmaya niyet ediyorum bazı bazı, zamanı gelince olacaktır diyorum. devam ediyorum, sürüklenmeden akıyorum sadece. bazen kaybedip gerçeklik denen resmi, yeni bir resim çiziyorum ruhumda.
.sürekli denge araştırması içinde benliğim. dalgalanıyor içim ve durulup yeniden patlıyor kıyıda, kayalarda. hayatın devam edebilmesi ama o kaçınılmaz sonun hep bir adım ötede olması ihtimali. işte bu yüzden belki de aramaya, sorgulamaya devam. içinden çıkamadığım bir karanlık var ama hep o aydınlık tarafı da barındıran. her şeyin, herkesin sesiyle biraz yorulduğum hem de yoğrulduğum, küçük küçük kapılar açan akışkan zaman. bazen genişleyip asla geçmeyen saatler ve anların farkına varmaya, değerini anımsamaya başlamak, her an burada olacakmışız gibi değil de şu an burada olduğumuzu kavradığım.
bana “nasılsın?” diye sorduğunuzda cevap vermem zor bu aralar. iyi değil, kötü değil. güzel bir grilikteyim, ne melankolinin dibinde ne de mutluluğun zirvesinde. içinde bulunduğum en farklı buhranlar dönemi. birinden diğerine geçip hep arada ufak ufak çözülmelerle şaşırdığım. vazgeçişlerden çok başlangıçların olduğu bir grilik. bu yazı da sadece bir başlangıç olsun.
Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.